Yazı kategorisi: Genel

Flowers Flowers Flowers….

Ara verdiğim blog yazılarıma artık başka bir şehirden devam edeceğim…İşim sebebiyle yakında İstanbul’dan ayrılıyorum. ^^ Sanırım bunu anlayan fesleğenim dün öğlen durup duruken camın önünden yok oldu. Hangi hain çamaşır veya rüzgar onu itti bilmiyorum ama yerinde sadece saksısının altlığı kalmış, zavallı fesleğenim onu bırakacağımı mı düşündü son anında :/ Camın altındaki sokağa o kadar bakmamıza rağmen birkaç kırık saksı parçasından başka bir şey bulamadık.Çok da rüzgarlı bir gün değildi halbuki..

Çiçeklerinize özen gösterin ve dikkat edin olur mu? Onlarla konuşun yoksa onlara bir şey olursa benim gibi üzülebilirsiniz ^^’

huzur-veren-kokular_1107835

Ben de onun yerine gittiğim yerde iki tane fesleğen yetiştirmeyi düşünüyorum.Ben yokken yalnız kalmaz. Bu sefer camın önüne koymazsam sanırım daha iyi olacak.^^’

Bu da fesleğenimin anısına olsun…

 

 

Yazı kategorisi: Genel

Critical Analysis :: Monsta X “All In”

ADATB!

If you’re a big Monsta X fan like I am, then you’ve probably watched the music video for “All In” and have a whole list of questions about it. Upon first watch, I was just as confused as you all were. However, after watching it numerous times, I have a few theories about the plotline. Starship Entertainment and the filming team did a wonderful job with crafting the music video and making a subtle plotline that only a close analysis would expose.

On May 18th, boy group Monsta X came back with their third mini album, The Clan Part.1 LOST, the first part of a multi-segment series. Agency representatives expressed motives to tell a story of feelings of hurt and being lost, revealing that extensive planning had gone into the creation of the story. Like many other groups, Monsta X has shifted away from the usual dance-centric music video…

View original post 3.179 kelime daha

Yazı kategorisi: Genel

Back and Return…

Mavi gökler güneşli günler uçan kuşlar aşkına…yazmak istediklerim ve Return…  derken birden yazasım geldi.

🙂

Efendim bendenizin Mydramalist forumunda bir hesabı var, canım sıkıldıkça girer biraz oyalanırım.İşte yine orada bir şeyler karalarken şu gifi kullanmak icap etti.

tumblr_mputrrrima1qhrne5o2_500

Ve yine bir şeyi blogumda açıklığa kavuşturayım istedim.

Gif deki aktörümüz benim ağlamasını beğendiğim bir insan.

Evet, yanlış okumadınız.

Lee Jong Suk un izlediğim ilk dizisi “I hear your Voice” olmuştu.

Nereden buldun diye sorarsanız izlediğim bir videoda onun bu dizide ağladığı bir sahneyi görmüş ve inanılmaz etkilenmiştim.

tumblr_okq1525xNS1se7a4do1_500

O vakitten beri dizilerde bu çocuk ağlamasın diyorum.

Ağlamamalı..

Bu adamı ne zaman bir dizide ağlarken görsem benim içimdeki küçük kız da hep onunla birlikte ağlıyor çünkü.

Hep birlikte ağlıyoruz…Çünkü çok içten.

Ne kadar kırılmış kalp varsa hepsini birden gözümün önüne getiriyor ve farkına varmadan bütün acılara hep birden ağlıyorum.

tumblr_inline_n9z3w7vfL71qc7kpu

Genelde herkes yakışıklı olduğu için takip eder onu.Bu çok normal ki ben de inkar etmiyorum zaten, gerçekten de öyle.

süslü yar

Ama bir Park Hae Jin’i, Park bo Gum’u, Kim Hyung Shik’i beğendiğim kadar sevmem ben onu. Benim için bir *crush* dan ziyade hafızamdaki bir tablo gibidir o.

Bana unuttuğum birini veya kendimi hatırlatıyor.

gg

İşte onu bu haliyle yazmak istedim ben de.

Here is to hope we meet again…One day… if not again.

şşş

(;

 

P.S.

Yazmadan edemeyeceğim, bakınız bu beyefendide de benzer bir hissi yaşıyorum.Biraz.

Her ne kadar o, bu sahnede ağlamıyor olsa da.

tumblr_oe6r9oekAK1veoszbo2_500

tumblr_oe6v6cBG1V1u8cpg4o8_540

 

Vale !

Yazı kategorisi: Genel

The Real Meaning of Noblesse Oblige

Does noblesse obligate?

Mary Achor's Weblog

My favorite English teacher, a tough, old-fashioned broad named Miss Edna Stewart, spent an entire high school class period discussing the meaning and obligation of noblesse oblige. It was the motto of the National Honor Society, so she was trying to get the ethics of it through our thick skulls. It is the class period I have never forgotten.

Noblesse oblige literally translates to “nobility obligates.” It implies that with wealth, power and prestige come social responsibilities; it is a moral obligation to act with honor, kindliness and generosity.

The term is often used sarcastically, implying that one is a hypocrite by doing a service because one has to, or by being condescending while doing it. My mother used to refer to that kind of attitude as being a “Lady Bountiful,” doing good deeds because you’re special, to make yourself feel better and make others feel bad at…

View original post 400 kelime daha

Yazı kategorisi: Kitap

İmkansızın Şarkısı (a.k.a Norwegian Wood)

Haruki Murakami’yi uzun zamandır okumak istiyordum.Kısmet bu zamanlara imiş demek. 😉

Geçenlerde CNR Kitap Fuarından aldım “İmkansızın Şarkısı” nı.Elimde bir şey olmadığı için de hemen başladım okumaya.Ama nasıl desem, pek de beklediğim gibi bir okuma olmadı.

Öncelikle, Murakami’nin biraz zor bir yazar olduğunu duymuştum ve çok da kolay bir kitapla baş başa kalmayı beklemiyordum.Nitekim bu beklentim de doğru çıktı.Kitabı anlamlandırmakta biraz zorlandım.

Açıkçası belki kiraz ağaçlarından,belki doğasından,belki de çay seremonilerinden ve “noodle” larından ötürü Japonya ya karşı ortaokuldan beri bir sempatim vardır.Sırf bir dolu sakura görmek için bile olsa-yani bir günlüğüne de olsa- Japonya’ya gitmek isterim. 🙂

o-hanami-blossom-festival-and-to-enjoy-the-cherry-blossoms-japan

Aklımdaki bu naif Japonya resminin üzerine bu kitap azıcık soğuk geldi bana.Beni en çok hayal kırıklığına uğratan şey karakterlerin rahatsız edecek derecede Batılı gençler gibi davranmasıydı.Gerçekçi bir portre mi değil mi bunu bilmiyorum ama okurken hakikaten  biraz sıkıldım.Dürüst olmak gerekirse zor bitirdim bu kitabı.

Bütün o ağlamalar,yalnızlıklar,kendini kaybetmeler,anlam arayışları,sudan şeylerden sürüklenen hayatlar,sürekli her karakterde eksik olan ve bir türlü anlamlandıramadığımız şey (irade)…

Yorumumda “Japonlara özgü o karamsarlıkla dolu,tuhaf bir roman diye yazdım.” Evet karamsarlık Japonlara özgü ama bu karamsarlığın sebebi Western kimliğine bürünmüş Japon gençlerin tuhaf davranışları olunca, bu roman benim için “tuhaf” bir roman olmakla kaldı.

Buyrun Goodreads’deki kısa yorumum..

İmkânsızın Şarkısıİmkânsızın Şarkısı by Haruki Murakami

My rating: 2 of 5 stars

Tuhaf bir roman.Japonlara özgü o hüzün ve karamsarlıkla dolu (Belki de iklimdendir).Sebepsiz eylemlerle ve anlam arayışla dolu.
Belki de kitabın iletmek istediği mesajla uzaktan yakından alakası yok ama ben insanların kendi kültüründen uzaklaştıkça tuhaf bir hale geldiğini anladım.
Güzel kitap referansları ve müzikler var.
İki yıldızın asıl sebebi ise doğayı sık sık güzel detaylarla sunmuş olması.Japon bir yazardan da bu beklenirdi.

image:

View all my reviews

Væle!

Yazı kategorisi: Drama, Genel, Müzik

Sen nereden çıktın…Sungjae

Sizi bilmem ama ben pek kore pop hayranlığı olan “fandom” ları grupları bilen biri değilim.

Adlarını duymuşumdur ama hepsi bu kadar.Duymakla yetinirim, yani ilgimi çekmez.

Lee Joon’u merak ettiği için bir iki MBLAQ dinlemiş, Chen,Baekhyun,Xiumin “Scarlet Heart” için “For You” gibi ultra gözyaşına sebep olan bir şarkı yaptı diye biraz da Exo dinlemiş biriyim.

O yüzden de Sungjae yi üyesi olduğu BtoB grubuyla değil, “Goblin” de canlandırdığı Yoo Deok-hwa karakteriyle tanıdım.Ne yalan söyleyeyim, genç oyuncuları öyle tatlı bulup bayılmam -onu öyle yapmam bunu böyle yapmam diye başladım yine ama sabredin lütfen, bu yazı güzel bir yere bağlanacak- (bu arada tahmin edebileceğiniz gibi Goblin de de gözüm dizi boyunca Lee dong Wook’un üzerindeydi) ama bu karakter çok hoşuma gitmişti ve oyuncuyu çok beğenmiştim.

Hiç tahmin etmezdim ki bu çocuk aslında şarkıcıymış.

14-sungjae-e1467821764980

(Çocuk dediğime bakmayın, ağız alışkanlığı koca oppa da olsa gerçekten genç de olsa hepsine çocuk diyorum ^^)

Ama nereden bilebilirim..Şarkı söylerken ki sesinin dizideki sesiyle alakası yok bence. Dizide dublaj yapılmış olabilir mi diye düşünüyorum şu anda. -_-

suej

Hoş, ben  9 kişilik kız grubunun söylediği şarkıyı iki üç kişi söylüyor diye düşünüp sonra klipte o kadar kızı söylerken görünce şok geçirmiş insanım.Müzik kulağım da kötü değildir ama Kore tarafına gelince durum böyle oluyor işte..-.-

Asıl mesele şu ki bu ara Lee Jun ki den sağlam bir şeyler görmek umuduyla “Scholar Who Walks the Night” izliyorum.(Pek beklentilerimi karşılamasa da bazı sahneler vardı ki, dizi yine de bitirmeye değer dedim -_-) Güzel bir iki OST’dan biri de Sungjae’den “Loving You Again” …

yook-sung-jae-mask

Sahnelerinde etkisi var tabii ama bağımsız baksam da gerçekten güzel bir ses güzel bir şarkı.Youtube dan bakarken bakarken…bir de ne göreyim, bu Sungjae benim Yoo Deok-hwa imiş aslında.Olamaz dedim, bu ses…nasıl yani??

sungjaeOST   Asıl şok hangi gruptanmış neymiş diye bakarken benden sadece bir yaş küçük olduğunu öğrenmemdi…

Sungjae, benim için gerçekten bir ilksin…-.-

Ben ki her zaman benden bir on yaş büyük oppaları takdir etmiş,onları sevmiş,onlarla ilgilenmiş ve neden yaşıtlarımı beğenemiyorum demiş bir insandım.Gelin görün ki benden bir yaş küçük bir aktörü beğenmek…Güney Kore elleri beni değiştiriyor sanırım.Yakında o eski saray dizileri yerine modernleri daha çok beğenmeğe başlarsam şaşırmayım..

Böyle işte,akşam akşam beni şok etti bu bey…Seni sevmiştim Yoo Deok-hwa,böyle şarkılarda  yapıyorsun madem  artık gerçekten Sungjae olarak da bir yere not ediyorum seni.

^^.

Her şeyin bir ilki vardır değil mi?

Lol ❤

Yazı kategorisi: Genel

AYLA

 

“Ay yüzlü bir kızla Ay yıldızlı bir askerin 65 yıllık anlatılmamış hikayesi”

“Ayla” gerçek bir hikayeye dayanan Türk yapımı bir film.Kore savaşına giden Türk askerlerinden biri olan Süleyman astsubayla koreli yetim kız Eunja’nın hikayesi…

ayla

Öncelikle söylemeliyim ki baba-kız hikayelerinin çoğu benim gözyaşı salgılarımın bir güzel çalışmasına sebep olur.Bunda babamla ilgili olan (ya da olamamış olan) yaşantımın etkisi var elbette.

Savaş alanından geçerken yol kenarında üşümüş bir çocuk görür, Süleyman astsubay. Eunja ismindeki bu kızın anne babası savaşta öldürülmüştür.Gidecek kimsesi yoktur yani.Onu birliğine götüren Süleyman astsubay Eunja’ya “Ayla” ismini verir ve ona kızı gibi bakar. Ayla da ona alışmış olacak ki Süleyman astsubaya bazen baba bazen de “abuci” diye seslenir. Birbirlerine iyice alışan ve baba-kız gibi olan Süleyman astsubayla Ayla, 15 ayın sonunda Türk birliğinin ülkesine geri çağrılmasıyla ayrılmak zorunda kalırlar.Süleyman astsubay Ayla’yı da beraberinde Türkiye’ye götürmek istese de yasal sebeplerden dolayı bu isteği geçekleşemez.Ancak uzun yıllar sonra bu manevi baba-kız yeniden buluşacaktır.

Filmi ve esin kaynağı olan gerçek hikayeyi araştırırken bir de vidyoya rastladım.Korelilere Ayla filmini tanıtmış ve Kore savaşını, Türk askerlerini hatırlayıp hatırlamadıklarını, düşüncelerini sormuşlar.İlk konuşan beyefendinin Türkiye için “kardeş ülkemiz” demesi çok hoşuma gitti.İzlemek isteyenler için buradan bakabilir,

 

Bu filmin her iki milletten izleyiciyi de duygulandıracağına eminim.

Onedio’da yazılanlara göre o zamanlar savaşta yetim kalan çocuklar için bir okul da açılmış, “Ankara Okulu”.Yıllar sonra Süleyman astsubayla ile Ayla’nın buluşması da bu okulun yerine yapılmış olan parkda gerçekleşiyor…

https://onedio.com/haber/koreli-kucuk-kiz-ile-turk-askerinin-yillara-yayilan-oykusunu-okurken-gozleriniz-dolacak–739051

Filmin bir kısmı Tarsus’da çekilmiş bir kısmı da Güney Kore’de çekilecekmiş…

Süleyman’ın gençliğini İsmail Hacıoğlu, yaşlılığını da çok sevdiğim bir aktör, Çetin Tekindor oynuyıor. Küçük Ayla için Kim Seol, günümüzdeki hali içinse Lee Kyungjin seçilmiş.ayla-2017-filmi-vizyon-tarihi-1

Süleyman astsubay adını bilerek mi koydu bilmem ama Ayla, ayın çevresindeki ışık,hale anlamına geliyor.Akça pakça yüzlü minik koreli kıza göre şirin mi şirin bir isim değil mi?

Sevginin gücü adına…

Hoşçakalın

🙂

 

 

 

 

Yazı kategorisi: Genel

Return…

quote-men-at-some-time-are-masters-of-their-fates-the-fault-dear-brutus-is-not-in-our-stars-william-shakespeare-34-69-42

“İnsanlar bazı zaman kaderlerinin efendisidir.Hata sevgili Brütüs,yıldızlarımız da değil, bizdedir, kul olduğumuz için.”

Yolu sevgiden geçen insanlar mutlaka karşılaşırlar diye bir söz vardır.

Artık endişelenmekten yorulmuşsanız bir düşünün bunu.Niyetimizi iyi, iyiye olan inancımızı sağlam tutarsak, neden olmasın?

Bir de Healer(2015) da benzer bir şeyden söz edilir,

“If you are fated,then you’ll meet; If you don’t give up, the dream comes true.”

Beklemeye devam.Güneşiniz bol, umudunuz hep taze olsun..

 

Vale!

 

Yazı kategorisi: Seyahat

Seyahat…veya Uzaklara gitmek tutkusu…

Gökyüzünü,yolları ve uçakları hep sevmişimdir…Uzun ayrılıklara pek de kolay dayanamayan hafif sulugöz bir insan olsam da (öhöm, -.-) uzaklara gitme fikri beni hep kendine çekmiştir.. Uçak,tren,araba ya da yayan, fark etmez.Yeter ki yol beni merak ettiğim o yere çıkarsın veya sevdiğim insanların yanına.

İşte yine benim epik dizilerimden biri olan My girl’ü izlerken karşıma çıkan ve hemen aklıma Europaturn’ü getiren -ne alakaysa-  63.Bina….63-bina-soul

Photo credit:https://www.tatliaskim.com/resimlerle-dunya/337204-seoul-guney-korede-bulunan-63-bina.html

Bir gün Güney Kore’ye gitmek nasip olursa -inşallah- bu binayı göresim var.Gönül isterdi ki benim Gong Chan’la asansöre bineyim ama…neyse,kısmet :))

Gökdelenleri de lunaparkları sevdiğim kadar seviyorum sanırım.Rüzgar dört bir yandan eserken şehrin büyük bir bölümüne yukardan bakabilmek eğlenceli değil mi?

Bir de Han nehri köprüsü var tabii.Master’s Sun sağolsun o da aklımda,

han-nehri-gokkusagi-kopru

Bahçeleri ve Japonya’nın sakura ağaçları da listemde tabii…^^05-09-2014-10-32-55-japonya-duramayan

Eğer vazgeçmezsem belki bir gün hayalim gerçeğe döner değil mi? ^-^

Vale,my friends!